29 Kasım 2010 Pazartesi

...



sonrasızlığa öncelik tanıyan eksik bi teşebbüs.. bi köprünün iki ayağı gibi...bir araya gelse..yıkım olur!..

varlığı epidemik bi kış nezlesi...
diye başladı masal...

ve o masal 
hiç bitmedi ! ...
büyümek..öğretmişti çocuk denklemlerin gerçek hayatta geçerli olmadığını..

ve sen... 
hem yarsın,hem ser... 
deveye hendek atlatsam köprüde iki keçi;keçileri barıştırsam..köpek kovalar isimsiz kedileri...sende bir kış ayısı miskinliği,bende katır inadı... aslında biz neyiz bilio musun:aşk çölü’nde bahtsız iki bedevî!
kutup ayısını görmemek için gözlerimizi yumuoruz acıya,yaralarımız kanamaz sanıoruz;yaraları öpülünce can acılarının azalacağına inanan beş yaş afacanları gibi....

maalesef ya da yaşasın;

istemeden bi oyunun tam ortasındayız..
adı:çölde saklambaç!
ama korkudan öyle bi saklandık ki,korkarım,bulunduğumuz yerden yaşlanmadan ya da kutup ayısı Hakk’ın rahmetine kavuşmadan çıkamıcaz!biz hayat saklambacında birbirinin yerini bilerek birbirinden,hem de ebeden saklanan iki çocuk..ayrı kuytularda ama beraber yaşlanıcak,beraber aşklanıcak!

inanıodum ben sana,tüm söylediklerine ve hiç yap(a)madıklarına..
öyle ki, 
yenileceğimi bilerek ama duygularım uğruna savaşmadan vazgeçilecek kadar basit olmadığından,yeldeğirmenleriyle savaşan o şövalye kadar savaştım aramızdaki imkânsızlıkla....

"her şeyi,herkesi bi anda silip yanına gelebilsem”derken bile o filmdeki sen kadar kendine güvenemedin,o adam kadar cesur olamadın çocuk!...

zamanlarca,öyle hiçbişey yap(a)madan,ancak üstüne düşecek bi göktaşının sana yardım edebileceğine inanıp durdun...yalnızca... olduğum için Allah’a,olduğumu öğrendiğin için kaderine,beni tanıdığın için şansına ve seni çook sevdiğim için bana aşık olmak yeterdi sandın....

yetmedi adamım..

sen içindeki Hemingway’i her şartta koruyabildiğine inansan da ve uzun yolculukları göze alabildiğini düşünsen de... söylesene aslında hangi düşünü gerçekten yaşamak istedin?
ve yaşatmak için çabaladın ki sen!

işte bu yüzden...

ilk görüşte aşk’tın,

daha ilk celsesinde

imkânsızlığa dönüşen!....


ŞİMDİ EN YAKIN YABANCISIN 
sen bana
yabancıların en yakınısın!...

yağmur bakışlı bir kimse’siz..
bazı ışıklar kısık
bazı nefesler kesik...

s’Ona (Y)akın...

kapı..
açılıp da
biri giriverecekmiş gibi...

bütün başlar kapıya döner...
ve kimse girmez içeri!

o kadın ki... aslında hiç olmadığı kadar burda!
 “kapı..
açılıp da
biri gidiverecekmiş gibi...”

iş işten (bir) geçmiş’tir
kalp durur,merak bi kez daha oksijeni dondurur

yaşanmıştır
ve
bitmiştir.


OYSA 
hani bulutlarla  haber yollayacaktın sen bana...
yağmur damlasına bi kelime yazacaktın hani?
söz vermiştin.. ..
 her zamanki gibi!
neyse...
sadece kavganın sesini kısıp-sessizligi sonuna kadar acmak geldi içimden bu gece
o kadar!
çünkü biliorum
unutmaz o beni...
unutmazsın sen beni...

28 Kasım 2010 Pazar

gözünden kabus akan uyku(m)



ben kabus görmem ki!kötü şakalar vardır sadece...bi uğrar gider  onlar yatıya kalmazlar her gece!4-5 kere üst üste hem de!!


"hayır olsun" de
"gece ölsün" de
bi ona bişy olmasın
bi de sana bu gece !

artık gün ışığıyla yüzleşebilir mi kalbimin kırıkları?ki saati 5 ettim sabahı zorluorum!
kırıp elime verdiğin aşkı atsan atamıo satsan satamıorum...

kızgınlıklarıma yaslayıp basımı ısınmaya çalışmak
ağır gelio uykuma...
uyuyamıorum!
uyumakta istemiorum ya...
zor hevessiz çabalamak!hayal kur(ama)mak...
iki ince çizgide tek nefes almaya çalışmak…
ve
al(a)mamak...
bu cihan-ı alem’e alışmak!

kabuğuna geri dönen ceviz!
az yenmiş ve çok tükürülmüş haldeyiz :))
sırtı dönük pozlarımız ve biz
hala bu kör resimdeyiz... 

madem kendimizde diiliz
evde de değilsek 
peki nerdeyiz? 

uyumuorm!
biliorum hala ordalar
uyursam seni yine alırlar...

kır kabuğunu yeniden!burdan ancak böyle gideriz
ya da belki içimize bi çukur eşer
yine kendi ellerimizle kendimizi gömeriz! 

ben şimdi uyu(mu)yorum
sen kendine çok ii bak!
belki bi daha görüşemeyiz...










26 Kasım 2010 Cuma

"belki bi gün" diye başlayan cümle





  ...öldü


sen 

ona hasret kadın...
bişey olsa herşeyi bırakıp koşacak gibisin hala
belleğin kirli
hayali tanımıo gibi kalbin...
duyduğun her kelime
fırtına beyninde

inat olarak mı adlandırılıo içinde ki kabristan?

siz

sözde aşık adamlar...
bitevi yükünüzü ona taşıtmak çok mu kolayınıza geldi?
kendinizi mi rahatlattınız?
onu mu kandırdınız?

ya da 
kaçabildiniz mi gerçeklerden?

eğer unut(a)madıklarını sizler unutmayı başarmış ve gönlünüz rahatsa bugün

mutluluklar!!!

durun 
söylemeyin!
acıo yaralarınız...

onu piç gibi ortalıkta bırakıp gittiğinizde
yüzüne değin koşup görünücek delilikleriniz yoktu..

zır akıl sızdırırdınız hepiniz! 

ama onun satranç tahtası aynı

siz olsanızda/olmasanızda....

bir gün içinde sapacaktı yollar küçük bahçesinden uzaklara
elbet bir gün onun da ansızın saçlarına dokunacaktı kader...



24 Kasım 2010 Çarşamba

sevgili kızım ve oğlum

siz bu aşktan hiç doğ(a)mayacaksınız üzgünüm..babanız bizi terk etti...

ama hiç tanış(a)mayacağınız kardeşleriniz olacak sizin...oyunlar oynayacaksınız hep birlikte :)

 

 

evvel zaman içinde;

santranç masasında oynanan bi aşkta

şahımızı devirdik bahtımıza gittik biz :)

 

görünüşte yaptığı hamle  fedakarlıktı belki  de...

hem de tüm hamleleri unutmaya hazırken ben!

filini de  vermişti bana...

yedim!

bundan sonra her şeyin güzel olacağı inancıyla...

 

o  ise  gergindi

tahtayı süzüp

"şah!"dedi!


 

elimde fil kahkalara boğulup giderken

yüzme bilmediğimizi çabuk unutmuş gibiydi!

kuralların oyunuydu bu

ben ve benim gibilerin dill 

şah'ım korktu

kendisini önemli görüp sevinen şah'ım..

tüm taşlarım dudaklarını kemirirken

böylesi bi saldırı beklemiyorlardı işte...

onlar bile anlam verememişti yani
 

neden oynuoduk biz bu oyunu

neden karşıma düşmanım gibi oturdu sanki?

acımasızdı rakibim 

oyuna kaptırmış kendini


"şah!"


oyun tahtası harabeye döndü

biz de öyle...

bişeyler yıkılıo

bişeyler yok oluo 

güç savaşına dönüşüodu herşey

"rakibini yenemezsen o seni yener" sesleriyle hem de...

ben rakip değildim ki...hem de hiç kimsenin rakibi!
 

şimdi belki ben

hatalarımdan ders alıp ustalaşabilirim,önüme geleni paramparça edip, fillerime ezdirebilirm...kalelerimde zindana attırıp.alay ederim belki de..."bilmiosan oynama"derim..

ta ki onlar da ustalaşıp acımasızlaşıncaya kadar...

kimbilir...

 

yok!

olmamalı böyle...

bu oyun olmamalı

rakip olunmamalı

düşmanlık olmamalı

satranç oynanmamalı!


kalktım

"oyunun senin olsun" dedim...

 küçümseyerek baktı

"karşıma çıkmayacaktın!şimdi böyle zavallıca gidersin işte" diye

arkasına yaslandı....

gittim

bu oyundan kaçtım

çok eski...kuralların oyunuydu bu 

ben ve benim gibilerin diil...

garip bi oyundu...çok garip...

karmaşık 

ve ben hiç sev(e)medim...

farkında olmadan oturduğum satranç masasında rakibimin gözlerini arıodum... 

ben'i buldum :) 

 

işte sevgili kızım ve oğlum

bi oyundu bu hikaye...

anlattım size 

bi gün siz de kardeş kardeş oynayın diye :)



 

 

 





16 Kasım 2010 Salı

kendimden al(a)madığım intikamlarım var





kıpırdanan yarım kalmışlıklarım
birikmiş kızgınlıklarım


yanıma aldığım bikaç parçam ve ben
kendi kendini içine daha ne kadar gömebiliri beklioruz
duvarlarını ne kadar daha yükseltebiliri test edip
yok sayıp yazılanları nasıl tekrar yazabilir'i!


daha ne kadar cürretkar olabilir'i hatta...

yaklaştığında uzaklaştırıp
uzaklaşınca suçluoruz! 
  
çok güçlü bi irademiz var
aşık olmuoruz mesela biz
hiç ağlamıoruz hatta!
kadınlar sorguluo 
kadınlar mücadele edio...
yaralı bedenleriyle yatarken bile yerde!

sessiz bi gecede gürültülü bi uyanış beklioruz
gecenin sessizliğini kim bozacak o halde?

kendimden al(a)madığım intikamlarım var benim
unutmayı bilmediklerim
yanlış sevmelerim

alacağım var işte kendimden
bi de çok özlediklerim...

12 Kasım 2010 Cuma

acının son kullanma tarihi





zaman zaman vuruosun ya burnun direğine...
o zaman yazıorum oturup

uçurumdan düşercesine kalkıo içim...
geçio sonra yine

neye üzüldüğünü de bilmio ya insan bi yerden sonra
kahrediosun ama neye!

hatta uzun zaman kızgındım kendime...
büyüdüm...
aklım başıma geldi
affettim beni...
gurur duydum kalbimle
sevebildiği için senin gibi birini ...

başımı da okşadım elimle 
dedim ki
aferin kızım..aferin...
aşkın acısını çekicek gücün var ya 
helal olsun sana!
vazgeçme! 
bin kere daha yıkıl
bi kere daha sev sen! 

ve  başa sardım herşeyi

ben seni hiç tanımadım...biz hiç karşılaşmadık
yoluma hiç çıkmadın sen..
hiç sevişmedik biz...hiç sevmedik

sahi...
neydi adın senin?


10 Kasım 2010 Çarşamba

ÇOCUK








yaşamayı  istemediğini söylediğin şeylere bunca sarılmak niye çocuk?

büyüdüğünde hayat omuzlarına basa basa devam edicek zaten!
suyun altında nefes almayı öğrendikçe sen
çok uzak kılınıcaksın bizden...

adın gibi emin olucaksın da..artık söylemiceksin bana!

bilmek yakıcak canını
oynıcaksın hep rolünü...
nefret ediceksin belki de
ama gülümsiceksin hepsine!

büyüdüğünde herşey bambaşka olucak çocuk
bildiğin her şeyi unutmanı isticekler senden
en başta da beni...
sorgusuz sualsiz 
kabul ediceksin yine!

istemediklerinle mutlu olmak  olucak çaren
kandırıcaksın kendini
en iyi en düzgün olucaksın 
hatta parmakla göstericekler yerini

takdir edicekler seni...takdir!
İSTEDİKLERİ ÇOCUK OLUCAKSIN...

ama yetmicek sana
eksik kalıcak hep parçan
parçalanıcaksın...
içinde sonsuza dek kanıcak bi yara gibi
bi yanın hep acıycak hep...

öyle şeyler gelicek önüne
öyle şeyler geçicek...

en yakın sandıklarının arkasından
kendinden başka kimseyi göremiceksin...

elin kolun bağlı
mecbur kalıcaksın yine
sorular kafanda cevapsız kaldıkça 
bişey diyemiceksin...

yorulucaksın!

her yerin ağrıycak yürümekten
istemeden  yürümekten
sağırlaşmayı öğrenip zamana
değiştiğini fark edip üzülüceksin şeklinin...

çocukluğun elinden akıp gittiğinde
korkularının tümünden sıyrılıp
 ödül vericeksin canını yakabilene ...

oturup düşündüğün bi gün
umudu bile yorgun  görünce içinde

içince...

zor gelicek zorunda kaldıkların!
her şeyi unutup...göçmek isticeksin geçmişe...

körleşip sağırlaşıp
hatta
rastladığın her çocuğa sarılıp...

kendini anımsayacaksın

ve biraz da 
sahiplen(e)mediğin beni yüreğinde...


görüceksin çocuk... 
çocuk kal(a)madığına sen
kendi sözlerinle
kendin lanet ediceksin...