10 Aralık 2010 Cuma

ÇOCUK




"kendiyle kavgalı çocuklarla dolu her yer
yaptıklarıyla en çok kendini acıtan...
düşünmeden yaşar gibi görünüp düşündükçe ölmekten beter olan!"


büyüdükleri evin ruhunda boğulmuş çocuklarla dolu heryer
yaşayamadıklarını susmak-vazgeçerken gülmek-diş çürütmeyen şekerlerın masallarda olduğunu çocukken öğrenmek zorunda kalmış olan..
adını büyümek koydukları yollarda
şimdi BÖLÜNÜYOR onlar... 
iç yerine üç yüzüne...
kendi istedikleri
olmaları istenilen halleri
ve çözemedikleri amorfi şekilleri...
bir içinde üç insan yorgunu...


oysa anne baba savaşları kurt kalmalı masala!
OLMAMALI
kocalarına gücü yetmemiş annelerin 
oğullarına gelecek kararları
ya da 
kırılan gururların intikamını 
gidenden almaya büyüttükleri kızları! 

çocuklarına dokun(a)mayan babalar yaratmak yerine
sadece "insan"  kazanmalı belkide!

sevgili anneler ve babalar
birbirinize bitmeyen öfkenizle
ve muhtemel farkında olmadan 
kaderini yazıosunuz onların...
YAPMAYIN!
ne kadar kızsalarda şartlandırmalarınızla
ikinizi de sevmek ister onlar..
ayır(a)madan
içten içe seçmek zorunda kalmaktan  korkmadan!
öfkeleri sitemleri aslında!
hırçınlıkları kırgınlık!
yaşayamadıklarınızın adını  geleceklerine hedef koymayın onların...
KARIŞIRLAR...
vicdanlarını öfkenizle yormayın
ÖZGÜR BIRAKIN onları
egomanyak olmayın!

çocuk 
ağlamalı!
ama
şekeri bitti diye!
kavgaları duyur(ma)malı
çocuk 
bu savaşı hiç tanımamalı... 
çocuk 
yüreği aşka taşımayı bildiği  halde
çocuk kadar cesur olmayı beceremediğine yanmamalı...

uyumuorum  kac gundur
büyümüorum
bi çocuğum var
kendiyle kavgalı
çok seviorum ben onu...
eğer ii olursan annen/baban seni sever gibi
beklentılerımı karsılarsan senı severım!gibi!
öyle diil işte!
"eğer" diil
"çünkü" diil
sadece
ve
o kadar...
sevdiğim için özgür bırakıorm
biliorum yanlış yapıcak
ve yaptığı her yanlış beni acıtıcak
belki çok mutlu olucak
belki çok pişman...
ama çocuk kalıcak!
dizleri kanıcak canı acıcak...
düşe kalka kendini anlıcak
çünkü bılıorm
kendı ıstemedıgı ya da acısını kendı hissetmediği surece ulasamıcam ben ona...
bıttı sanıcak gıttı sanıcak her sandıgında daha cok kanıcak..
daha çok kalıcak 
ama ben yazmıcam artık ona
yazdıkça acımıcak kelimeler
ve yanlış anlaşılmıcak artık hiçbişey...
cocuk ayakları üstünde durucak
benim içim sızlıcak
canımdan can kopucak
ama o mutlu olucak...
çocuk
hep çocuk kalıcak!


rağmen ve koşulsuz
YOLU AÇIK OLUCAK...

işte öyle...


videoyu anlamayanlar sonundaki resme iyi baksın! bir gün bu kapıdan çıkıp gidersem dönmem derse ne halin varsa gör deme!!

DEMEYİN!

Erkekler kime kadınım der?

Bir erkeğin hayatına kim bilir kaç kadın girer ve çıkar? Hangisine sevgilim, hangisine kadınım diye hitap eder acaba? 

İkisinin arasında ne fark var diyeceksiniz. Çok fark var. Şimdi ben kadın gözüyle erkekleri yazmak istiyorum. 

Ya da olmasını istediğim gibi yazıyorum.

Bir erkeğin hayatına giren kadınların hepsi sevgilidir. Ama bir tanesi vardır ki ona sadece “KADINIM” diye hitap eder. Sevgilim dediği, günlerini gün ettiği, hoş vakit geçirdiği, bazen boşluğunu dolduran, bazen hüzününü dağıtan, bazen onu eğlendiren, bazen onu dertlerinden uzaklaştıran ya da boş zamanlarını doldurandır. Hatta onunla evlenebilir bile. Çocukları bile olur. O artık çocuklarının annesidir. Bir insan olarak onu sever. Ona zarar gelmesini istemez. Bir zaman sevgilim dediği şimdi resmi olarak karısıdır.

Bir erkek "kadınım" diye hitap ettiği zaman ona yüklediği anlam bambaşkadır. Onun içinde şevkat, sevgi, aşk, sahiplenme, kıskançlık, onunla gurur duyma, koruma hissi ve kimseyle paylaşamama vardır. Artık dünyaya neden geldiğini biliyordur. Hayatının anlamı vardır artık. Aradığı sadece o’dur. Onu bulmak ve onunla yaşamak için doğmuştur. Onun olmadığı bir yaşam düşünemez. Çok emindir, tanrı onu sadece kendi için yaratmıştır. Dünyada bir tek o ve kendisi vardır. Onun için canını verebilir. Bu aşktan da öte bir şeydir. Bu bir tutkudur. Bu mantığın bittiği yerde başlayan bir duygudur. Bu kadınım dediği kişinin resmi nikahlı karısı olması şart değildir. Ama zaman zaman karım diye bile hitap eder.

Bu duyguların en güzel örneğini ünlü şair Bedri Rahmi Eyüboğlu yaşamıştır. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Hanım'la evlidir. Ancak Mari Gerekmezyan’a aşık olmuştur. Mari, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun asistanlik yaptığı Güzel
Sanatlar Akademisi'nin heykel bölümüne misafir ögrenci olarak gelmistir.

1949'da bir gün İstanbul Büyük Kulüp'teki bir toplantıda davetliler, Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan bir şiir okumasını isterler. Eyüboğlu ayağa kalkar ve Karadut'u okumaya baslar:

"Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın."

Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzülür. Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştır. Çünkü aşklarını bütün İstanbul bilmektedir. O anda yanında oturan Eren Eyüboğlu da anlamıştır. Çünkü şiirde "kadınım, kısrağım, karımsın" dediği kadın kendisi değildir.

Görüldüğü gibi erkekler sadece nikahlı karılarına kadınım ve karım kelimelerini kullanmıyorlar. Bu bambaşka bir duygu. Bunun adı aşk. Doğa üstü bir duygu. İnsanın vücut kimyasını değiştiren, ruhunda volkanların patlamasına neden olan bir duygu. Onu bulduktan sonra kaybetmek ise çok acı verir. 

ne mutlu bütün bu güzel duyguları gerçekten bir ömür boyu bir yastığa baş koyduğu, hayatı birlikte yaşadığı ve çocuklarının annesine duyabilen erkeklere...

VE NE MUTLU!O ŞANSLI KADINLARA...