22 Aralık 2010 Çarşamba

nazarımda şems




hala düşüncelerimle hayat buluosam aşkta
bu
senin yüzündendir..


YANMAK
SEVMEK
ERİMEK

ATEŞ
SABIR
AŞK

...AŞK
DİLSİZ OLUR
AŞK
DİLSİZ ÖLÜR...

TIP!


 


 

20 Aralık 2010 Pazartesi

bir ayrılış hikayesi





 Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...


N.Hikmen RAN 


ve ayrıldık...
yüreğine sağlık Nazım,her zamanki gibi!demek varmış böyle hikayeler,bu kadar derin,bu kadar hazin...herkes kendi hikayesini tek geçer ya..
o halde yine dediğin gibi;
"hayatı ıskalama lüksü"m de yok artık benim!

13 Aralık 2010 Pazartesi

bu yazı papsıma :)


                "kimsenin hayatını istila etmeden sevmeyi öğrenmeli insan"


 sevmek bize yanlış öğretilmiş paps :)

 biz aşkı yaşarken kendi hayatını ortada bırakanlardanız!


bütün kırışıkları ütülemeden içi rahat edemeyenlerden..
aşık olunca durmak bilmeyen ve bütün bi ömrün üstüne çizgi çekenlerden...
kendini yok ederek sevmeye gönüllü :)
mıh gibi saplanıp kalanlardan o aşka...
unutmayı bilmeyen,bilen ama istemeyen :)

sevmeyi abartmayı severiz biz!

hatta zaman zaman pişman oluruz ama 
yine döner aşka dolaşırız :)
yeni yılla birlikte değişiceğini sanıosan saydıklarımın
sana bi müjdem var!
hediye paketini erkenden açtım!
içinden kocaman bi "NAH""çıktı :)))
güle güle kullan...

şimdiden mutlu yıllar paps :))
HO HO HO!hatta JINGLE BELLS!!!

özlem!ne dedim az önce ben sana???
fare çok mukaddes bi hayvan ;)

hadi sana bi soru...eğer boşluğu doğru doldurursan çarşamba buluştuğumuzda pantolon senindir :)))

SORUNUZ;
"olmak istediği-olduğunu sandığı ve olduğu kişilerin tümüyle barış yapabilenlere ...... diyoruz!"
CEVAP;
     ? 
şimdi canikom
başarılar ve kolay gelsin!!!

p.s. 23 yıldır seni seviorum sanırım kaldı 49 (72 ye tevekkül) :))






12 Aralık 2010 Pazar

plum & cinnamon






lipton plum & cinnemon!
artık favori çayımız...bi de elma kurusu...dene  mutlaka...biliorum seversin..

sahi!hala düşünüorum ...hatta düşünüorum hiç mi yazmasam diye… 
yazmasam belki hayırlı olucak ama…

aslında tek bişy biliorum
biri okusun diye yazmıorum artık...
biri gitti...
çünkü'sünü de şimdilik geçelim…
yazmak artık heyecanlandırmıo beni...


 iki yol buldum o gittikten sonra...
biri dünyanın bütün adreslerine giden
diğeri ise evime...
iki soru sordum kendime
kalmak mı iyi
gitmek mi...
bi mug'a iki çay doldurdum
plum & cinnamon :)
öyle soğumuş ki senin çayın...
içim üşüdü aşkım...
çok soğuk oldu ev bu gece...

camdan dışarı baktım 
birbiriyle çelişen iki varoluş arasında kaldım … 
ve hala neyi düşündüğümü düşünmeye başladım...

bilio musun kocaman aşkta hiç el ele yürüyememişiz biz
kar yağdığında ısınıp sevişememişiz
yeni yıla birlikte gir(e)memişiz
pasta savaşı yap(a)mamışız ii ki doğuk günümüzde
uzun bi tatile gidememişiz dünya ülkesine...
kötü günümüzü paylaşamamışız bu kadar severken biz..

sinamaya gidip kusana kadar popcorn yiyememişiz mesela hiç...
sıradan  ol(a)mamışız biz sevgilim... 


böyle işte...bildiğin gibi...
şimdi nerelere kimlerle ne derece gideriz...
 belki sadece
"yanına baktığında diil tavana baktığında gördüğündür sevdiğin"misali yerlere... 
belki de ....

şimdilik yüreğimde bi "umuda kurşun işlerse bu masal  biter" bahanesi...
uykudan önce kandırıorm işte  kendimi...


p.s. plum&cinnamon beyaz üstünde bordo leke yapıo aklında olsun...




11 Aralık 2010 Cumartesi

İÇ(İM)DEKİ ÇOCUK

 


 

 


Yaşamayı hiç istemeden hayata bu kadar sarılmak nasıl mı çocuk?



büyüdüğünde hayat omuzlarına basa basa devam edicek
suyun altında nefes almayı öğrendikçe daha da anlamsızlaşıcak herşey
kabul etmek hep uzak kılıcak seni
adın gibi emin olucaksın söyleyemiceklerinden
bilmek canını yakacak
oynıcaksın hep...
nefret bile ediceksin belki
gülümsiceksin ama..

büyüdüğünde bambaşka olucak  hayatla ilişkin 
unutmanı isticek öğrettiği her şeyi senden
kabul etmen gerekicek sorgusuz sualsiz
istemediklerinle mutlu olmak tek çaren olduğunda
başlıcaksın  kendini kandırmaya...
en iyi en düzgün olucaksın
parmakla göstericekler seni
yetmicek sana...
hep eksik kalıcak parçaların
bi yara içinde sonsuza dek kanıcak gibi...
bi yanın sürekli acıcak...

 hep tuzak olucak   
gözyaşı ve umut sana
öyle şeyler gelicek ki önüne
en eşit parçanı bile arkanda bırakıp yola devam ediceksin...
öyle şeyler geçicek ki önüne
arkasında kalıcaksın en yakın sandıklarının...
öyle bi an olucak ki
kendinden başka kimseyi göremiceksin olduğun yerde
elin kolun bağlı
mecbur kalıcaksın kabul etmeye
sorular cevapsız kaldıkça farkına varıcaksın
yine de bişey diyemiceksin kendine...
yorulucaksın 
ağrıcak istemeden yürümekten heryerin
sağırlaşmayı öğreniceksin zamanla
değiştiğini fark edip üzülüceksin...
çocukluğunun elinden akıp gittiğini anlıcaksın
hiçbişey gelmicek elinden...
yalnızlığına kaynaşıp
korkularının tümünden sıyrılıcaksın...
canını yakabilene 
ödül vericek gibi davranıcaksın

oturup bunları düşündüğün bigün
umudunun bile yorgun olduğunu görüceksin
zor gelicek zorunda kaldıkların
herşeyi unutarak göçmek isticeksin
içindekilerden uzaklaştıkça körleşiceksin
tıpkı benim gibi sende
rastladığın her çocuğa sarılıp anımsıycaksın kendini...
şimdi vakit birbiriyle çelişen iki varoluş hali arasında kalma vakti… 
bi tarafta geçmişin kalıntıları birikmiş... öte yanda vaad edilen geleceğin ışıltısı... geçmiş üç “H” ile...hafıza/hüzün/haksızlık… 
gelecek ise başarının süsleriyle bezenmiş bi sığınak ..daha önce hiç sahip olamadığın bi emniyet duygusu gibi...çoğunluğa katılmak..
normalleşme arzusu…

KOLAY GELSİN  ÇOCUK:)

10 Aralık 2010 Cuma

ÇOCUK




"kendiyle kavgalı çocuklarla dolu her yer
yaptıklarıyla en çok kendini acıtan...
düşünmeden yaşar gibi görünüp düşündükçe ölmekten beter olan!"


büyüdükleri evin ruhunda boğulmuş çocuklarla dolu heryer
yaşayamadıklarını susmak-vazgeçerken gülmek-diş çürütmeyen şekerlerın masallarda olduğunu çocukken öğrenmek zorunda kalmış olan..
adını büyümek koydukları yollarda
şimdi BÖLÜNÜYOR onlar... 
iç yerine üç yüzüne...
kendi istedikleri
olmaları istenilen halleri
ve çözemedikleri amorfi şekilleri...
bir içinde üç insan yorgunu...


oysa anne baba savaşları kurt kalmalı masala!
OLMAMALI
kocalarına gücü yetmemiş annelerin 
oğullarına gelecek kararları
ya da 
kırılan gururların intikamını 
gidenden almaya büyüttükleri kızları! 

çocuklarına dokun(a)mayan babalar yaratmak yerine
sadece "insan"  kazanmalı belkide!

sevgili anneler ve babalar
birbirinize bitmeyen öfkenizle
ve muhtemel farkında olmadan 
kaderini yazıosunuz onların...
YAPMAYIN!
ne kadar kızsalarda şartlandırmalarınızla
ikinizi de sevmek ister onlar..
ayır(a)madan
içten içe seçmek zorunda kalmaktan  korkmadan!
öfkeleri sitemleri aslında!
hırçınlıkları kırgınlık!
yaşayamadıklarınızın adını  geleceklerine hedef koymayın onların...
KARIŞIRLAR...
vicdanlarını öfkenizle yormayın
ÖZGÜR BIRAKIN onları
egomanyak olmayın!

çocuk 
ağlamalı!
ama
şekeri bitti diye!
kavgaları duyur(ma)malı
çocuk 
bu savaşı hiç tanımamalı... 
çocuk 
yüreği aşka taşımayı bildiği  halde
çocuk kadar cesur olmayı beceremediğine yanmamalı...

uyumuorum  kac gundur
büyümüorum
bi çocuğum var
kendiyle kavgalı
çok seviorum ben onu...
eğer ii olursan annen/baban seni sever gibi
beklentılerımı karsılarsan senı severım!gibi!
öyle diil işte!
"eğer" diil
"çünkü" diil
sadece
ve
o kadar...
sevdiğim için özgür bırakıorm
biliorum yanlış yapıcak
ve yaptığı her yanlış beni acıtıcak
belki çok mutlu olucak
belki çok pişman...
ama çocuk kalıcak!
dizleri kanıcak canı acıcak...
düşe kalka kendini anlıcak
çünkü bılıorm
kendı ıstemedıgı ya da acısını kendı hissetmediği surece ulasamıcam ben ona...
bıttı sanıcak gıttı sanıcak her sandıgında daha cok kanıcak..
daha çok kalıcak 
ama ben yazmıcam artık ona
yazdıkça acımıcak kelimeler
ve yanlış anlaşılmıcak artık hiçbişey...
cocuk ayakları üstünde durucak
benim içim sızlıcak
canımdan can kopucak
ama o mutlu olucak...
çocuk
hep çocuk kalıcak!


rağmen ve koşulsuz
YOLU AÇIK OLUCAK...

işte öyle...


videoyu anlamayanlar sonundaki resme iyi baksın! bir gün bu kapıdan çıkıp gidersem dönmem derse ne halin varsa gör deme!!

DEMEYİN!

Erkekler kime kadınım der?

Bir erkeğin hayatına kim bilir kaç kadın girer ve çıkar? Hangisine sevgilim, hangisine kadınım diye hitap eder acaba? 

İkisinin arasında ne fark var diyeceksiniz. Çok fark var. Şimdi ben kadın gözüyle erkekleri yazmak istiyorum. 

Ya da olmasını istediğim gibi yazıyorum.

Bir erkeğin hayatına giren kadınların hepsi sevgilidir. Ama bir tanesi vardır ki ona sadece “KADINIM” diye hitap eder. Sevgilim dediği, günlerini gün ettiği, hoş vakit geçirdiği, bazen boşluğunu dolduran, bazen hüzününü dağıtan, bazen onu eğlendiren, bazen onu dertlerinden uzaklaştıran ya da boş zamanlarını doldurandır. Hatta onunla evlenebilir bile. Çocukları bile olur. O artık çocuklarının annesidir. Bir insan olarak onu sever. Ona zarar gelmesini istemez. Bir zaman sevgilim dediği şimdi resmi olarak karısıdır.

Bir erkek "kadınım" diye hitap ettiği zaman ona yüklediği anlam bambaşkadır. Onun içinde şevkat, sevgi, aşk, sahiplenme, kıskançlık, onunla gurur duyma, koruma hissi ve kimseyle paylaşamama vardır. Artık dünyaya neden geldiğini biliyordur. Hayatının anlamı vardır artık. Aradığı sadece o’dur. Onu bulmak ve onunla yaşamak için doğmuştur. Onun olmadığı bir yaşam düşünemez. Çok emindir, tanrı onu sadece kendi için yaratmıştır. Dünyada bir tek o ve kendisi vardır. Onun için canını verebilir. Bu aşktan da öte bir şeydir. Bu bir tutkudur. Bu mantığın bittiği yerde başlayan bir duygudur. Bu kadınım dediği kişinin resmi nikahlı karısı olması şart değildir. Ama zaman zaman karım diye bile hitap eder.

Bu duyguların en güzel örneğini ünlü şair Bedri Rahmi Eyüboğlu yaşamıştır. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Hanım'la evlidir. Ancak Mari Gerekmezyan’a aşık olmuştur. Mari, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun asistanlik yaptığı Güzel
Sanatlar Akademisi'nin heykel bölümüne misafir ögrenci olarak gelmistir.

1949'da bir gün İstanbul Büyük Kulüp'teki bir toplantıda davetliler, Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan bir şiir okumasını isterler. Eyüboğlu ayağa kalkar ve Karadut'u okumaya baslar:

"Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın."

Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzülür. Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştır. Çünkü aşklarını bütün İstanbul bilmektedir. O anda yanında oturan Eren Eyüboğlu da anlamıştır. Çünkü şiirde "kadınım, kısrağım, karımsın" dediği kadın kendisi değildir.

Görüldüğü gibi erkekler sadece nikahlı karılarına kadınım ve karım kelimelerini kullanmıyorlar. Bu bambaşka bir duygu. Bunun adı aşk. Doğa üstü bir duygu. İnsanın vücut kimyasını değiştiren, ruhunda volkanların patlamasına neden olan bir duygu. Onu bulduktan sonra kaybetmek ise çok acı verir. 

ne mutlu bütün bu güzel duyguları gerçekten bir ömür boyu bir yastığa baş koyduğu, hayatı birlikte yaşadığı ve çocuklarının annesine duyabilen erkeklere...

VE NE MUTLU!O ŞANSLI KADINLARA...