5 Ocak 2011 Çarşamba

ne zaman...

ne zaman kırılıyor direnicimiz?ne zaman bir acının orta yerinde buluyoruz kendimizi? ne zaman düşüyoruz yanlış aşkların ağına?

ne zaman vazgeçiyoruz aradıklarımızdan,kriterlerimizden? 
ne zaman kendimizce belirlediğimiz nitelikler için; “olmasa da olur” diyoruz? 
aynaya baktığımızda kendimizi tanıyamayacak hale nasıl geliyoruz?
asla yapmayacağımızı düşündüğümüz hareketleri yapmaya ne zaman başlıyoruz? 
ne zaman razı oluyoruz aza?

her şey yolunda giderken, bir zaman geliyor ve yavaş yavaş çökmeye başlıyor ruhumuz.
güçsüz, yalnız ve mutsuz hissediyoruz...düne kadar dağları yerinden oynatmış, pek çok zorluğu aşmış olan biz; o an bir karıncadan bile daha küçük hissediyoruz.

işte o vurgunla birlikte başlıyor yoksunluk duygusu! 
endişe ve panik yerleşiyor aklımızın köşesine. 
beğenilmediğimizi, sevilmediğimizi, artık talep görmediğimizi düşünüyoruz.

işte yanlış ilişkilerin kucağına bu düşüncelerle beraber düşüyoruz....
kim çıkarsa karşımıza kabul eder hale geliyoruz...normal zamanda yan yana yürümekten bile kaçınacağımız insanları, başımıza taç ediyoruz...karşımızdaki daha çok abanıyor o zaman üstümüze...biz boyun eğdikçe, kabullendikçe, ruhumuzun düşkünlüğünde kendimizi yok saydıkça, daha fazla acı çekiyoruz.

normal zamanda yüzüne bakmayacaklarımızın ellerinde oyuncak oluyoruz....
biz kendimizi yavaş yavaş eksiltiyoruz...
o zaman biz olmaktan çıkıyor aklımız, ruhumuz...savrulup çarpıyoruz kıyılara...her vurgunda iyice düşüyor zırhımız.sonunda kalabalık bir caddede çırılçıplak kalmış gibi, utangaç, ürkek, korkulu, umutsuz oluyoruz. 
daha çok hata yapıyoruz...daha çok yanlış, daha çok dibe vurmamıza neden oluyor...

kendimizi mutsuz ve umutsuz hissettiğimizde, önümüzde sanki bir çukur açılıyor.oradan bir atlayıp geçebilsek, bu düşüşler olmayacak sanki!o çizgiyi sağ salim bir geçebilsek, bunca sıkıntı yaşanmayacak...
işte o anlarda yeniliyoruz kendimize, o anlarda düşüyor gardımız...
sonra gün geliyor, dönüp bakıyoruz!
hak etmeyen nicelerine ne kadar büyük sevgiler sunduğumuzu anlıyoruz...
pişman oluyoruz…

29 Aralık 2010 Çarşamba

Hey Santa!diledim diye bağırdımmm :)




364  gün boyunca tüm yazdıklarımı daha doğrusu tüm yaşadıklarımı sabırla okudum az önce…

okurken yaşadım,yaşarken yaşlandım…biraz güldüm biraz ağladım…üstüne  bir duble de  rakı attım :)) ortaya anasonu bol bu yazı çıktı!biraz buzlu biraz sulu:))

ayın 31 i!

bir başka yıla aktarılmış ve üzerine bastıra bastıra yıpratılmış,sene sonuna kestirmeden yola çıkılmış bir aldatmaca gecesi :)
ve kendi adıma bu sene yaşananları düşününce...
ürkek şekilde yeni bir yıla ısınmaya çalışma hali...

yani yeni bir yıl daha
yine yeni kahramanlıklar düşleyerek...
o halde balıklama dalıyorum kırmızı çuvala
ve
bin kere daha yüssüzce diliyorum senden :)

hey Santa!

365 gün dostlar dost olsun/hersey geçsin-herkes bitsin-biz hep bizle kalalım-rağmen olalım-güzel duralım!

“keşke”lerimiz az “iyi ki”lerimiz bol olsun/zaman alışmayı değil yaşamayı öğretsin bize-biz tüketmeyi değil büyütmeyi bilelim birbirimizi!


duygularımızı sansürsüz ifade edelim-kendimize yalan sölemeyelim-hayatla az savaşalım çok sevişelim/hırslar bitsin-geçmiş hesaplar kapatılsın-mutlu planlar yapılsın/para araç-keyif amaç olsun!


ilişkiler birbirine katlanmak değil bir olmak -biz olmak olsun-yaşananlar kaybetmek olmasın/kalbim konuşsun-aklım karışsın-içimdeki çocuk hep koşsun-aşka mukayyet olsun/ herkes şöyleee sağlam bir aşık olsun!aşk olsun!

ailem huzurlu olsun-sağlıkla kalsın/onları ne kadar çok seversem-o kadar çok ömürlü olsun!

renkler olsun cıvıl cıvıl-evimizi-ruhumuzu-dünyamızı boyasın gelişi güzel yağmur fırçalı-amorf darbeleri olsun :)


aslında kısaca

aşk olsun-meşk olsun-kafa güzel/hayat surpriz dolsun-ruhen ve aşk ilen...kalben ve selimen :)

ve yine
yeni
yeniden

dilerim allah hepimize  mustahakımızı  versin :)
veeee
koca bir yıl daha g.tümüze girsin!!!HO HO HO!!!

p.s. bu da sana!

insan sevdiğini allah'a emanet ederse onu bir daha görmeden ölmezmiş…bu sene de allah'a emanet ol  sevgili!

NOKTA.

22 Aralık 2010 Çarşamba

nazarımda şems




hala düşüncelerimle hayat buluosam aşkta
bu
senin yüzündendir..


YANMAK
SEVMEK
ERİMEK

ATEŞ
SABIR
AŞK

...AŞK
DİLSİZ OLUR
AŞK
DİLSİZ ÖLÜR...

TIP!


 


 

20 Aralık 2010 Pazartesi

bir ayrılış hikayesi





 Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...


N.Hikmen RAN 


ve ayrıldık...
yüreğine sağlık Nazım,her zamanki gibi!demek varmış böyle hikayeler,bu kadar derin,bu kadar hazin...herkes kendi hikayesini tek geçer ya..
o halde yine dediğin gibi;
"hayatı ıskalama lüksü"m de yok artık benim!

13 Aralık 2010 Pazartesi

bu yazı papsıma :)


                "kimsenin hayatını istila etmeden sevmeyi öğrenmeli insan"


 sevmek bize yanlış öğretilmiş paps :)

 biz aşkı yaşarken kendi hayatını ortada bırakanlardanız!


bütün kırışıkları ütülemeden içi rahat edemeyenlerden..
aşık olunca durmak bilmeyen ve bütün bi ömrün üstüne çizgi çekenlerden...
kendini yok ederek sevmeye gönüllü :)
mıh gibi saplanıp kalanlardan o aşka...
unutmayı bilmeyen,bilen ama istemeyen :)

sevmeyi abartmayı severiz biz!

hatta zaman zaman pişman oluruz ama 
yine döner aşka dolaşırız :)
yeni yılla birlikte değişiceğini sanıosan saydıklarımın
sana bi müjdem var!
hediye paketini erkenden açtım!
içinden kocaman bi "NAH""çıktı :)))
güle güle kullan...

şimdiden mutlu yıllar paps :))
HO HO HO!hatta JINGLE BELLS!!!

özlem!ne dedim az önce ben sana???
fare çok mukaddes bi hayvan ;)

hadi sana bi soru...eğer boşluğu doğru doldurursan çarşamba buluştuğumuzda pantolon senindir :)))

SORUNUZ;
"olmak istediği-olduğunu sandığı ve olduğu kişilerin tümüyle barış yapabilenlere ...... diyoruz!"
CEVAP;
     ? 
şimdi canikom
başarılar ve kolay gelsin!!!

p.s. 23 yıldır seni seviorum sanırım kaldı 49 (72 ye tevekkül) :))






12 Aralık 2010 Pazar

plum & cinnamon






lipton plum & cinnemon!
artık favori çayımız...bi de elma kurusu...dene  mutlaka...biliorum seversin..

sahi!hala düşünüorum ...hatta düşünüorum hiç mi yazmasam diye… 
yazmasam belki hayırlı olucak ama…

aslında tek bişy biliorum
biri okusun diye yazmıorum artık...
biri gitti...
çünkü'sünü de şimdilik geçelim…
yazmak artık heyecanlandırmıo beni...


 iki yol buldum o gittikten sonra...
biri dünyanın bütün adreslerine giden
diğeri ise evime...
iki soru sordum kendime
kalmak mı iyi
gitmek mi...
bi mug'a iki çay doldurdum
plum & cinnamon :)
öyle soğumuş ki senin çayın...
içim üşüdü aşkım...
çok soğuk oldu ev bu gece...

camdan dışarı baktım 
birbiriyle çelişen iki varoluş arasında kaldım … 
ve hala neyi düşündüğümü düşünmeye başladım...

bilio musun kocaman aşkta hiç el ele yürüyememişiz biz
kar yağdığında ısınıp sevişememişiz
yeni yıla birlikte gir(e)memişiz
pasta savaşı yap(a)mamışız ii ki doğuk günümüzde
uzun bi tatile gidememişiz dünya ülkesine...
kötü günümüzü paylaşamamışız bu kadar severken biz..

sinamaya gidip kusana kadar popcorn yiyememişiz mesela hiç...
sıradan  ol(a)mamışız biz sevgilim... 


böyle işte...bildiğin gibi...
şimdi nerelere kimlerle ne derece gideriz...
 belki sadece
"yanına baktığında diil tavana baktığında gördüğündür sevdiğin"misali yerlere... 
belki de ....

şimdilik yüreğimde bi "umuda kurşun işlerse bu masal  biter" bahanesi...
uykudan önce kandırıorm işte  kendimi...


p.s. plum&cinnamon beyaz üstünde bordo leke yapıo aklında olsun...




11 Aralık 2010 Cumartesi

İÇ(İM)DEKİ ÇOCUK

 


 

 


Yaşamayı hiç istemeden hayata bu kadar sarılmak nasıl mı çocuk?



büyüdüğünde hayat omuzlarına basa basa devam edicek
suyun altında nefes almayı öğrendikçe daha da anlamsızlaşıcak herşey
kabul etmek hep uzak kılıcak seni
adın gibi emin olucaksın söyleyemiceklerinden
bilmek canını yakacak
oynıcaksın hep...
nefret bile ediceksin belki
gülümsiceksin ama..

büyüdüğünde bambaşka olucak  hayatla ilişkin 
unutmanı isticek öğrettiği her şeyi senden
kabul etmen gerekicek sorgusuz sualsiz
istemediklerinle mutlu olmak tek çaren olduğunda
başlıcaksın  kendini kandırmaya...
en iyi en düzgün olucaksın
parmakla göstericekler seni
yetmicek sana...
hep eksik kalıcak parçaların
bi yara içinde sonsuza dek kanıcak gibi...
bi yanın sürekli acıcak...

 hep tuzak olucak   
gözyaşı ve umut sana
öyle şeyler gelicek ki önüne
en eşit parçanı bile arkanda bırakıp yola devam ediceksin...
öyle şeyler geçicek ki önüne
arkasında kalıcaksın en yakın sandıklarının...
öyle bi an olucak ki
kendinden başka kimseyi göremiceksin olduğun yerde
elin kolun bağlı
mecbur kalıcaksın kabul etmeye
sorular cevapsız kaldıkça farkına varıcaksın
yine de bişey diyemiceksin kendine...
yorulucaksın 
ağrıcak istemeden yürümekten heryerin
sağırlaşmayı öğreniceksin zamanla
değiştiğini fark edip üzülüceksin...
çocukluğunun elinden akıp gittiğini anlıcaksın
hiçbişey gelmicek elinden...
yalnızlığına kaynaşıp
korkularının tümünden sıyrılıcaksın...
canını yakabilene 
ödül vericek gibi davranıcaksın

oturup bunları düşündüğün bigün
umudunun bile yorgun olduğunu görüceksin
zor gelicek zorunda kaldıkların
herşeyi unutarak göçmek isticeksin
içindekilerden uzaklaştıkça körleşiceksin
tıpkı benim gibi sende
rastladığın her çocuğa sarılıp anımsıycaksın kendini...
şimdi vakit birbiriyle çelişen iki varoluş hali arasında kalma vakti… 
bi tarafta geçmişin kalıntıları birikmiş... öte yanda vaad edilen geleceğin ışıltısı... geçmiş üç “H” ile...hafıza/hüzün/haksızlık… 
gelecek ise başarının süsleriyle bezenmiş bi sığınak ..daha önce hiç sahip olamadığın bi emniyet duygusu gibi...çoğunluğa katılmak..
normalleşme arzusu…

KOLAY GELSİN  ÇOCUK:)